Türkiye Denizcilik Sektöründe Uydu Haberleşmesi: Mevcut Durum ve Gelecek Ufukları – Nima Baheri
Turkiye_Denizcilik_SATCOM_BeyazKitap-Nima-Baheri.pdf
İletişim: koc@hedefkoc.com

Turkiye_Denizcilik_SATCOM_BeyazKitap-Nima-Baheri.pdf
İletişim: koc@hedefkoc.com
Önce Mobil cihazlar ve İnternet modem hızı konusunda Teknoloji olarak nerede idik, nereye geleceğiz bunu bir görelim istiyorum. Uyumlu cihazınızın olması durumunda internet hızı ve yaşanacak gelişmeler konusunu irdeleyelim. Varolan ve şu anda kullanımda olan sistem ile yakında kavuşacağımız sistemin özelliklerini görelim.
4.5G ile 5G Karşılaştırmasını yapalım.
Özellik 4.5G (LTE-Advanced) 5G (Yeni Nesil)
Veri Hızı 100 Mbps – 1 Gbps arası 1 – 10 Gbps (teoride 20 Gbps)
Gecikme (Latency) 30 – 50 milisaniye 1 milisaniye civarı
Kapasite (Bağlı Cihaz Sayısı) Km² başına yaklaşık 100.000 cihaz Km² başına 1 milyon+ cihaz
Frekans Aralığı 700 MHz – 2.6 GHz 700 MHz – 100 GHz (mmWave dahil)
Enerji Verimliliği Orta Çok yüksek (az enerjiyle daha fazla veri)
Kapsama Alanı Geniş (özellikle düşük frekanslarda) Kısa (yüksek hız ama kısa menzil)
Kullanım Alanı Mobil internet, video, ses, sosyal medya IoT, akıllı şehirler, otonom araçlar, uzaktan cerrahi, metaverse, İnternet, Mobil internet.
Ağ Mimarisi Donanım merkezli Yazılım ve yapay zekâ destekli (akıllı ağ)
Bağlantı Türü İnsan odaklı İnsan + Makine odaklı (Machine-to-Machine)
Günlük Hayatta Ne Fark Eder?
Durum 4.5G 5G
YouTube 4K video Akıcı oynatır ama bazen buffer olur Anında başlar, kesintisiz oynar
Online oyun 0.05 sn gecikme fark edilir Gecikme neredeyse sıfır (1 ms)
Büyük dosya indirme 1 GB dosya ≈ 30–60 saniye 1 GB dosya ≈ 1–3 saniye
Cihaz bağlantısı Telefon ve birkaç akıllı cihaz Ev, araba, fabrika, şehir — hepsi bağlı!
Kısaca:
• 4.5G, 4G’nin steroidli hali gibidir: güçlenmiş ama hâlâ aynı temele dayanır.
• 5G, tamamen yeni bir sistemdir: akıllı, hızlı ve cihazlar arası iletişime odaklıdır.
4.5G, “Wi-Fi’ye gerek kalmadı artık” dedirten teknolojiydi.
5G ise “Wi-Fi kim, o da mı internete giriyor?” dedirtecek.
4.5G seni internette hızlı gezdirir,
ama 5G seni internete ışınlar!
5G Nedir?
5G (Generation) aslında “Beşinci Nesil Mobil İletişim ve İnternet Teknolojisi” anlamına geliyor.
Yani kısaca 4G’nin “kahveyi bol içip enerji depolamış hali”.
• Daha hızlı internet,
• Daha düşük gecikme süresi,
• Daha fazla cihazın aynı anda bağlanabilmesi…
Ama tabii bunların hepsi teoride.
Pratikte: “Hocam 5G açık ama YouTube hâlâ dönüyor” evresinde olabileceğiz.
5G Yola Çıktı Geliyor!
Yeni bir Teknolojik ürün çıktığında üç davranış tipi ortaya çıkar.
Birincisi hemen alıp denemek isteyenler. Bunlar Teknoloji hastaları. Bazıları son kuruşuna kadar buna yatırmayı tercih eder. Bir anlamda da parası olan insanlardır. Yeniyi keşfetmeyide severler.
İkincisi Parasına hemen kıyamayıp bir görelim bakalım neyin nesiymiş, iyiyse sonra alırız diyenlerden oluşur. Yine zamanla ürün fiyatı düşmesinin, ikinci el bulunabilmesinin yanında, ürün test edilip eksikleride giderilmiş olur. Yine eski kullanıcılardan öğrenme konusunda yardım alınabilir, daha geniş bir servis ağı oluşur ve Amerika yı yeniden keşfetmek gerekmez.
Üçüncüsü ise bu konuda tamamen ilgisiz, konudan habersiz kimselerdir ki bizim konumuz değildirler.
Biz hangi sınıfa giriyoruz dersek ikinci konumdayız. Ama bizim sorunumuz ise artık teknolojinin bitme noktasında harekete geçmemiz. Akşam pazarı alışverişi havasındayız vesselam. Bizde işler aceleye gelmez; önce teknolojinin biraz “demlenmesini” bekleriz, sonra taptaze diye sunarız:
Yıllardır bekledik, dillerde dolaştı, reklamlarda uçtu kaçtı, sonunda o büyük gün geldi, çattı:
5G çok kısa bir zaman sonra Türkiye’de olacak! (Ama Dünya 6G’ye Geçti Bile…)
Cep telefonlarınız uyumlu ise sol üst köşesinde ‘5G Hazır’ ibaresini nihayet görebilirsiniz. 1 Nisan 2026 tarihi itibarıyla devreye girecek ve ülke genelinde aşamalı olarak hizmete sunulacak.
Ama bir dakika… Dünya 6G’yi test ediyor!
Evet, yanlış duymadınız. Biz daha 5G’nin sinyal çubuklarını sayarken, Güney Kore’de birileri evinde “6G çekmiyor yaa” diyecek hali yok tabi ki. Yaklaşık 45 GB yer kaplayan 1 saatlik 4K filmi yarım saniye dolmadan indiriyor olabilir.
“Yeni nesil, ultra hızlı, devrim yaratan internet!” Reklam olmaması açısından firma ismi vermemekle birlikte LEO uydular aracılığıyla 6G hizmet sunan Uydu İnternet firması var. Yine internette görülen bilgilerle birçok mobil cihaz üreticisinin, uydu dan bu olanağı uyumlu kullanan mobil telefonların (+cihaz) hizmete gireceği görülüyor. Bizde gerekli izinler nedeniyle bu hizmeti yakın bir zamanda kullanma olanağı olmayacaktır diye düşünüyorum.
5G ve 6G Karşılaştırması
Özellik 5G 6G (Geliştirilmekte)
Nesil 5. nesil mobil + internet iletişimi 6. nesil mobil + internet iletişimi (henüz test ve standart belirleme aşamasında)
Veri Hızı 1–10 Gbps 100–1000 Gbps (yani 100 kata kadar daha hızlı)
Gecikme (Latency) ~1 milisaniye ~0.1 milisaniye veya daha az
Bağlantı Yoğunluğu Km² başına ~1 milyon cihaz Km² başına 10 milyon+ cihaz
Teknoloji Temeli Yapay zekâ destekli ağ yönetimi, beamforming, mmWave Kuantum iletişimi, terahertz bandı, tamamen yapay zekâ destekli ağ
Uygulama Alanı Akıllı şehirler, IoT, otonom araçlar, uzaktan cerrahi Holografik iletişim, beyin-bilgisayar arayüzleri, gerçek zamanlı metaverse
Kapsama Alanı Yoğun şehirlerde güçlü, kırsalda sınırlı Uydu destekli küresel kapsama hedefi
Durum (2025) Yeni yayılmaya başladı (Türkiye’de pilot aşama) Aktif kullanılsada 2030 civarı (Standartları henüz tam oluşmadığından) ticari kullanıma geçmesi bekleniyor
Fiyatlar mı?
Ah orası klasik…
Dünyada 6G deneme aşamasında ücretsiz veri aktarımı konuşulurken, bizde 5G paketleri öyle bir sunulacak ki;
“5G kullanmak istedim ama faturayı görünce 3G’ye geri döndüm” Eh… hız arttıkça fatura da ışık hızına yaklaşıyor gibi. 5G bize saniyede 10 Gbps hızı vaad ediyor — ama 10 Gbps hızla faturaya doğru gidiyor olabilir. 5G paketini görünce “3G de fena değildi aslında” diyenler çoğalabilir.
Operatörler “uçan hız” derken, fatura da enflasyon oranıyla uyuşmayan fiyatlar gerçekten kanatlanıp uçabilir yani. Aç gözlü. bir türlü doymak bilmeyen operatörlerimiz sayesinde, Dünyada 6G için istenen fiyatlara yakın ödemelerle karşılaşabiliriz. 6G ise daha “akıllı” olacak diyorlar. Umarız faturalar biraz “vicdanlı” da olur.
Bizim 5G’nin Farkı
5G bizim için yeni ama dünyanın teknoloji takvimi çok daha hızlı ilerliyor. Türkiye’de 5G sadece bir teknoloji değil, bir sabır testi olacaktır.
Umarım olmaz ama İlk sinyal geldiğinde “ooo sonunda!” diye seviniriz, sonra bağlantı düşer, “olsun yeni sistem oturana kadar” deriz. Bakarız ki elimizdeki telefon buna uygun değilmiş. Yenisi için para biriktirmeye başlarız. Gibi, gibi, gibi yaşarız. 2019 dan bu yana Dünya piyasasında yer alan bu sistemi yine aksaklıklarla kullanmaya çalışır ve alışırız.
Yani Dünya’da eskimiş olsa da bizde 5G bile hala “alışma sürecine” alınır.
Ama kabul edelim:
Her ne kadar geç kalsak da, sonunda geliyor olması bile umut verici. Sonunda kavuşacağız. Belki 6G bittiğinde biz de 5G’yi gerçekten kullanabilir hale geliriz.
Sonuç
Dünya hızla 6G’yi yaşarken biz hâlâ 5G’yi “test aşamasında” kullanıyoruz ama moral bozmaya gerek yok: Yine de geç olsun, güç olmasın! Biz yavaş geliriz ama geldiğimizde her şeyi yepyeni bir hikayeye dönüştürürüz.
Bir gün “5G geldiğinde neler yaşadık” diye nostaljik bir sohbet açıldığında, biz anlatacak çok şey biriktirmiş olacağız.
İletişim: koc@hedefkoc.com
Küçük ama etkili: CubeSat’lar artık uzay teknolojisinin “demokratikleşme” aracı. Düşük maliyet, hızlı üretim ve çok yönlü kullanım imkânı sunan bu minik uydular, Türkiye’ye hem teknolojik kazanım hem de stratejik esneklik vaadediyor. Fakat bu fırsatın kazanca dönüşmesi için tek elden, plansız bir yatırım değil—kamu, üniversite ve özel sektörün dengeli ve önceliklendirilmiş bir ortaklığı gerekiyor.
Küçük Kutunun Büyük İşlevi: CubeSat Neden Önemli?
CubeSat’lar tipik olarak 10×10×10 cm modüllerden oluşan, standartlaştırılmış küçük uydulardır. Başlangıçta öğrenciler ve araştırmacılar için tasarlanmış olsalar da bugün optik gözlem, haberleşme, afet yönetimi, deniz ve sınır gözetimi gibi birçok alanda görev alıyorlar. Onları değerli kılan temel özellikler şunlar:
* Düşük maliyet: Büyük uydularla kıyaslandığında üretim ve fırlatma giderleri çok daha düşük; bu da daha fazla deneme‑yanılma, daha hızlı öğrenme ve daha sık teknoloji yenilemesi imkânı demek.
* Hız: Tasarım ve test döngüleri kısalıyor; yenilikler hızlıca sahaya inebiliyor.
* Çoklu kullanım: Küçük optik kameradan AIS alıcısına kadar farklı ekipmanlarla donatılabiliyor; birden çok CubeSat ile konstelasyonlar oluşturmak mümkün.
Bu özellikler, özellikle deniz gözetimi ve afet anında acil haberleşme gibi Türkiye’nin öncelikli ihtiyaçlarına doğrudan hitap ediyor.
Türkiye’de Nerede Duruyoruz?
Türkiye son yıllarda CubeSat’lar üzerinden yerli teknoloji geliştirmeye adım attı. Üniversiteler, TÜBİTAK ve bazı özel girişimler prototipler, eğitim uyduları ve deneysel projeler yürütüyor. Bu çabalar, mühendislik eğitimi ve AR‑GE kültürü açısından değerli: genç mühendisler gerçek uzay deneyimi kazanıyor, yerli tedarik zinciri formlanıyor.
Ancak durum ideal değil. Projelerin çoğu hâlâ tekil, bölüm‑bazlı ve genellikle devlet veya büyük enstitü inisiyatifleriyle sınırlı. Bu, iki temel sorunu beraberinde getiriyor: birincisi, teknolojinin ölçeklenmesi ve ticarileşmesi yavaş; ikincisi, ekonomik katma değer ve sanayi tabanlı büyüme sınırlı kalıyor.
*Kritik nokta: CubeSat çalışmaları yalnızca “teknik gösteri” olmamalı; ulusal endüstriye dönüşecek şekilde kurgulanmalı.
Maliyet Avantajı Gerçek — Nasıl Kullanılır?
CubeSat’ların maliyet avantajları stratejik esneklik sağlar. Aynı bütçe ile birden fazla uydu fırlatmak, yörüngede konstelasyon kurarak sürekli veri almak mümkün. Bu, şu alanlarda doğrudan avantaj getirir:
* Deniz gözetimi: Kıyı ve açık denizlerde gemi trafik takibi, yasa dışı faaliyet tespiti ve çevresel izleme.
* Afet yönetimi: Haberleşme altyapısı çöktüğünde store‑and‑forward tipinde mesaj relayı veya kısa veri paketleri ile acil bağlantı sağlanması.
* Eğitim ve ihracat potansiyeli: Küçük uydu alt‑sistemleri, yazılım ve veri analiz servisleri ihracata dönüştürülebilir.
Maliyet avantajını gerçek faydaya dönüştürmek için tek yapılması gereken daha fazla uydu üretmek değil; veri işleme, operasyon ve servis modeli kurmak.
Planlama Eksikliği: Kamu Yetmez, Özel Sektör Şart
Burada en büyük tuzak “her şeyi devletten beklemek”. CubeSat’lar teknik olarak küçük ama ekosistemsel olarak geniş bir yatırım ister: sensör üretimi, yer istasyonları, yazılım, operasyonel servisler ve ticari pazarlama. Bu yüzden:
* Kamu‑özel iş birliği şart. Devlet altyapı, regülasyon ve ilk finansman sağlarken; KOBİ’ler ve sektör liderleri üretim, mühendislik ve ticari kullanımda rol almalı.
* Önceliklendirilmiş yatırım planı gerekli. Hangi sensörlerin (optik, AIS, iletişim) öncelikleneceği, yurt içinde hangi alt‑sistemlerin üretileceği netleştirilmeli.
* KOBİ’lerin yetenekleri kullanılmalı. Küçük ve orta ölçekli firmalar seri üretim, montaj ve bakımda hızlı esneklik sağlar; devlet yalnızca finansal yükü üstlenmemeli.
Aksi halde projeler sembolik kalır ve “teknoloji kazanımı” sözü pratiğe dönüşmez.
Riskler ve Etik Sınırlar
CubeSat’lar fayda sağlasa da gözetim verilerinin kullanımı, veri gizliliği ve uluslararası ilişkiler üzerinde hassasiyet doğurur. Bu nedenle şeffaf veri politikaları, hukuki çerçeveler ve uluslararası iş birliği mekanizmaları zorunlu. Ayrıca, askeri amaçlı kullanımın öne çıkması diplomatik maliyetleri artırabilir; bu tür teknolojiler sivil-araştırma ekseninde tutulmalı.
Sonuç: Küçük Uydular, Büyük Strateji Gerektirir
CubeSat’lar Türkiye için hem ekonomik hem stratejik fırsat sunuyor—ancak bu fırsatın gerçekleşmesi “daha fazla uydu” demekten ibaret değil. İhtiyaç, stratejik planlama, kamu‑özel iş birliği, KOBİ’lerin ve sektör liderlerinin aktif rolü ile bir ekosistem kurmak. Eğer bu adımlar atılmazsa küçük uydular, büyük potansiyeli kullanamadan geçip gidebilir. Doğru yönetilirse ise, düşük maliyetli bilgi, acil haberleşme ve yerli teknoloji kapasitesi Türkiye’nin hem ekonomik hem güvenlik cephesinde somut kazanımlarına dönüşebilir.
İletişim: koc@hedefkoc.com
Dayanıklı tüketim ürünleri sektörü, yoğun rekabet, değişen müşteri beklentileri ve hızlı teknolojik dönüşümün etkisi altındadır. Bu nedenle, şirketlerin sürdürülebilir büyüme ve verimlilik için dijitalleşmeyi merkezine alan stratejiler geliştirmesi kritik bir gereklilik haline gelmiştir. Dijital strateji yalnızca üretim ve satış süreçlerini değil; aynı zamanda tanıtım, pazarlama ve insan kaynakları gibi destek birimlerini de kapsamaktadır.
Dijital Strateji Oluşturmanın Temel Unsurları
1. Müşteri Odaklılık:
o E-ticaret, dijital mağazacılık ve kişiselleştirilmiş müşteri deneyimleri ön planda olmalıdır.
o Veri analitiği ile müşteri davranışları izlenerek hedefli kampanyalar oluşturulabilir.
2. Operasyonel Verimlilik:
o ERP, CRM ve IoT tabanlı üretim takibi sistemleri ile maliyetler azaltılabilir.
o Tedarik zinciri yönetiminde dijital araçlar şeffaflık ve hız sağlar.
3. Kurumsal Kültürün Dijitalleşmesi:
o Çalışanların dijital okuryazarlığını artıracak eğitim programları uygulanmalıdır.
o Esnek ve uzaktan çalışma modellerini destekleyen teknolojik altyapı kurulmalıdır.
Tanıtım Biriminde Dijitalleşme
Dijitalleşme, tanıtım faaliyetlerinin daha etkin ve ölçülebilir hale gelmesini sağlamaktadır:
• Dijital Pazarlama: Sosyal medya, arama motoru optimizasyonu (SEO) ve içerik pazarlaması aracılığıyla markanın görünürlüğü artırılır.
• Veri Odaklı Kampanyalar: Kampanya performansı dijital analitik araçları ile ölçülerek gerçek zamanlı optimizasyon yapılabilir.
• Müşteri İletişimi: Chatbotlar, CRM entegrasyonları ve mobil uygulamalarla müşteriyle daha güçlü ve sürekli bir bağ kurulabilir.
İnsan Kaynakları Biriminde Dijitalleşme
İnsan kaynakları departmanları, dijital dönüşüm sayesinde daha stratejik bir role kavuşmaktadır:
• Dijital İşe Alım Süreçleri: Online başvuru sistemleri, yapay zekâ destekli CV taramaları ve video mülakat uygulamaları süreçleri hızlandırır.
• Çalışan Deneyimi: İK yazılımları ile performans değerlendirme, eğitim ve kariyer gelişimi daha etkin yönetilir.
• Veriye Dayalı Karar Alma: Çalışan bağlılığı, devinim oranı ve yetenek yönetimi gibi konularda analitik raporlarla doğru kararlar alınabilir.
Dayanıklı tüketim ürünleri sektöründe dijital stratejilerin oluşturulması, yalnızca üretim ve satış süreçlerinde değil; tanıtım ve insan kaynakları gibi destekleyici birimlerde de büyük değer yaratmaktadır. Dijitalleşme hem müşteri memnuniyetini artırmak hem de çalışan deneyimini güçlendirmek için stratejik bir fırsattır. Uzun vadede, bu dönüşüm şirketlerin rekabet gücünü korumalarını ve sürdürülebilir büyümeyi sağlamalarını mümkün kılacaktır.
İletişim: koc@hedefkoc.com
Türkiye’de sanayinin gelişmesinde ve dışa bağımlılığın azaltılmasında yerli üretimin artırılması öncelikli hedeflerden biridir. Özellikle yüksek teknolojili ürünlerin yurt içinde üretilmesi hem ihracat kapasitesini yükseltmekte hem de stratejik sektörlerde ülkenin rekabet gücünü artırmaktadır. Bu çerçevede geliştirilen “Yerli Malı Belgesi” uygulaması ve buna bağlı devlet destekleri, üreticilere önemli kolaylıklar sağlamaktadır.
Yerli Malı Belgesi, üretilen bir ürünün en az yüzde 51 oranında yerli katkı ile üretildiğini gösteren resmî belgedir. Sanayi Sicil Belgesine sahip işletmeler tarafından, Ticaret ve Sanayi Odaları ya da ilgili meslek kuruluşları aracılığıyla düzenlenir. Belgenin geçerlilik süresi bir yıl olup, özellikle orta ve yüksek teknolojili ürünlerde üreticilere kamu ihalelerinde ciddi bir avantaj kazandırmaktadır.
4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 63. maddesinde açıkça belirtildiği üzere, orta ve yüksek teknolojili sanayi ürünleri ile yerli yazılım sunan isteklilere yüzde 15’e kadar fiyat avantajı sağlanması zorunludur. Bu düzenleme sayesinde, Yerli Malı Belgesi bulunan firmalar kamu alımlarında öncelikli konuma gelmektedir. Uygulama yönetmeliği gereği, avantaj kısmi tekliflere açık ihalelerde mal kalemi bazında ayrı ayrı hesaplanmaktadır. Yerli Malı Belgesi kapsamında, ürünün yerlilik oranı yüzdesine bağlı olarak kamu alımlarında ek destek ve avantajlar sağlanmaktadır. Buna göre, yerli katkı oranı yüzde 91-100 olanlar A, yüzde 81-90 olanlar B, yüzde 71-80 olanlar C, yüzde 61-70 olanlar D ve yüzde 51-60 olanlar E sınıfında yer almaktadır.
Yerli Malı Belgesi yalnızca ihalelerde değil, devlet desteklerinde de firmalara önemli katkılar sunmaktadır. KOSGEB tarafından yürütülen çeşitli destek programlarında belgeye sahip firmalar daha avantajlı koşullardan yararlanabilmektedir. Özellikle Teknolojik Ürün Yatırım (TEKNOYATIRIM) Destek Programı kapsamında, yüksek ve orta-yüksek teknoloji ürünleri için 10 milyon TL’ye kadar finansman desteği sağlanmakta; yerli makine ve yazılım yatırımlarında ise destek oranı ilave yüzde 15 artırılmaktadır.
TÜBİTAK tarafından yürütülen sanayi Ar-Ge projeleri, KOBİ ölçekli işletmelere yönelik programlar ve girişimcilik destekleri de yüksek teknolojili ürünler için önemli bir destek altyapısı sunmaktadır. Ayrıca Teknoloji Geliştirme Vakfı (TTGV) gibi kuruluşların sağladığı finansman mekanizmaları, özel sektörün Ar-Ge faaliyetlerini teşvik etmektedir.
Yerli Malı Belgesi’nin yalnızca mali avantajlar sağlamadığı, aynı zamanda firmaların marka değerini ve piyasa güvenilirliğini artırdığı da gözlemlenmektedir. Kamu kurumlarının yanı sıra özel sektör ve tüketiciler açısından da bu belge, ürünün yerli katkı oranını belgeleyen bir güven unsuru niteliğindedir.
Kamu ihalelerinde zorunlu fiyat avantajı, KOSGEB, TÜBİTAK ve benzeri kurumların desteklerinden öncelikli ve yüksek oranlı yararlanma imkânı, marka değeri ve rekabet gücünde artış yönleriyle Yerli Malı Belgesi, yalnızca firmaların ticari faaliyetlerinde değil, ülke ekonomisinin genelinde teknolojiye dayalı üretimin güçlenmesine katkı sunan stratejik bir araç olarak değerlendirilmektedir.
Yüksek teknolojili ürünlerde rekabet avantajı sağlayan Yerli Malı Belgesi ve devlet destekleri, doğru başvuru ve süreç yönetimi gerektiren alanlardır. Hedef Koç Danışmanlık, bu alandaki uzmanlığıyla işletmelerin belge edinme, kamu ihalelerinde avantaj elde etme ve KOSGEB ile TÜBİTAK desteklerinden etkin biçimde yararlanma süreçlerini profesyonelce yürütmektedir.
Hedef Koç Danışmanlık, firmaların ihtiyaçlarına özel danışmanlık hizmetleri sunarak;
• Yerli Malı Belgesi başvuru dosyalarının hazırlanması,
• Kamu ihalelerinde sağlanan %15 fiyat avantajına yönelik stratejik yönlendirmeler,
• KOSGEB, TÜBİTAK ve diğer kurum destekleri için proje ve başvuru danışmanlığı,
• Belge sonrası süreçlerin takibi ve raporlama hizmetleri konularında kapsamlı destek sağlamaktadır.
Ayrıntılı bilgi için www.hedefkoc.com web sitemizi ziyaret edebilirsiniz.
İletişim: koc@hedefkoc.com
Günümüzde uzay ve uydu teknolojileri, tarımdan lojistiğe, savunmadan akıllı şehirciliğe geniş bir yelpazede hayatın ayrılmaz bir parçası hâline gelmiştir. Ancak çoğu girişimcinin ve yatırımcının aklına şu soru gelebilir: “Uzayın hukuku mu olur?”. Aslında evet, olur. Bilindiği üzere uzay en yaygın olarak yapay uydular aracılığıyla kullanılmaktadır. Bu uyduların projelendirilmesinden üretilip fırlatılmasına ve nihayet hizmet sunduktan sonra manevra süresinin sonunda devre dışı kalmasına kadar her aşama uzay sektörünün kendine has hukuki düzenlemelerinden geçerek gerçekleşmektedir. Örneğin uydular rastgele fırlatılıp gelişigüzel iletişim kurmamakta, belirli fırlatma prosedürleri ile gönderilip yine belirli frekans spektrumlarından faydalanmaktadır. Uyduların kullandığı frekanslar sınırsız değil; devletlerin kontrolünde olan, ciddi hukuki süreçlerle yönetilen sınırlı kaynaklardır. Bu süreçler doğru yönetilmezse, milyon dolarlık yatırımlar bir anda atıl hale gelebilir.
Bu yazıda, uzay hukukçuları tarafından uzay hukukunun diğer meseleleri kadar konuşulmayan ancak uzay sektöründe faaliyet göstermek isteyen bir yatırımcı veya girişimci için pratikteki önemi uluslararası uzay hukukuna kıyasla daha ön planda olan spektrum yönetimine dikkat çekeceğiz. Spektrum yönetimi uzay hukukunun teknik içeriği en ağır basan alanı olarak kabul edilebilir. Uzayın barışçıl amaçlarla kullanımı ve insanlığa tahsis olunması, uzay faaliyetlerinde iş birliği ve istişare, sorumluluk ve tescil gibi salt hukuki değerlendirmelere konu olan uzay hukuku ilke ve tartışmalarının yanı sıra spektrum yönetiminde yerine getirilmesi gereken teknik gereklilikleri ele alan düzenlemeler söz konusudur. Bu sebeple de önemi büyüktür.
Türkiye’de Radyo Frekans Spektrumu Kullanımının Hukuki Çerçevesi
Türkiye’de 2008 tarih ve 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu[i] ve buna dayalı olarak çıkarılan Spektrum Yönetimi Yönetmeliği[ii], 9 kHz – 3000 GHz arası tüm frekansların planlanması, tahsisi (SYY m. 7), tescili (SYY m. 8), değişikliği (SYY m. 9), koordinasyonu (SYY m. 10) ve gerektiğinde geri alınması (SYY m. 11) sürecini düzenler. Türkiye’de spektrum yönetimi hakkında ulusal regülatör ve yetkili, T.C. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’na bağlı Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) tarafından kullanılır. Ayrıca, yapılan her frekans tahsisi Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU) nezdinde tescil edilir ve komşu ülkelerle koordinasyon sağlanır.
5809 sayılı Kanun’a dayanılarak çıkarılan Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Yetkilendirme Yönetmeliği[iii], Telsiz İşlemlerine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik[iv], Spektrum Yönetimi Yönetmeliği[v], Özel Telsiz Sistemleri Yönetmeliği[vi], Kısa Mesafe Erişimli Telsiz (KET) Cihazları Hakkında Yönetmelik[vii], Sınai, Bilimsel ve Tıbbi Cihazlar (SBT) Yönetmeliği[viii], Elektronik Haberleşme Sektöründe Deneme İzni Verilmesine İlişkin Usul ve Esaslar[ix] gibi düzenlemeler ile 17.11.2009 tarih ve 2009/DK-11/598 sayılı Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu Kararı, 29.12.2009 tarih ve 2009/DK/700 sayılı Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu Kararı gibi kararlar, Türkiye’de frekans spektrumu kullanımının esaslarına yönelik hukuki çerçeveyi çizmektedir[x].
Bahsedilen hukuki çerçeve dahilinde frekans tahsis talepleri karasal haberleşme sistemleri ve radyo-TV sistemleri haricinde Spektrum Yönetimi Yönetmeliği’nin 7. maddesine göre karşılanmaktadır. Buna göre radyo frekans spektrumu kullanımı için cihaz veya sistem kurmak ve işletmek için BTK’ya frekans tahsis işlemleri yaptırılması zorunludur.
Tahsis edilen frekanslarla elektronik haberleşme hizmeti verilmek isteniyor ise veya elektronik haberleşme hizmeti vermek üzere frekans tahsisi talep ediliyorsa başvuran İşletmeci’nin 5809 sayılı Kanun’un 9. maddesi ve Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Yetkilendirme Yönetmeliği’nin ilgili maddeleri uyarınca kullanım hakkı kapsamında yetkilendirilmesi gerekmektedir. Bunun yanı sıra kamu kurum ve kuruluşlarının münhasıran verdikleri hizmetler ile ilgili olarak özel kanunları uyarınca kurdukları şebekeler kapsamında frekans tahsisi talepleri söz konusu kuruluşlar tarafından Milli Frekans Planı çerçevesinde BTK’dan alınacak izin sonrası karşılanmaktadır. Elektronik haberleşme hizmetinin verilebilmesi veya test, deneme, gösterim, ar-ge amaçlı veya geçici olarak düzenlenen fuar, sergi, konferans, konser, spor vb. faaliyetlerde kullanılmak üzere frekans tahsisi talebi ise yine 5809 sayılı Kanun’un 10. maddesi, Telsiz İşlemlerine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik 11. maddesi ve Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Yetkilendirme Yönetmeliği’nin 23. maddesi uyarınca karşılanmaktadır.
Spektrum Düzenlemeleri ile Korunmaya Çalışılan Menfaat Nedir?
Uydu haberleşmesi bir iletişim biçimiyse, frekans spektrumunun kullanımı, bu iletişim sırasında çıkarılan sesler gibidir. Nasıl ki iletişimde seslerin birbirine karışması tüm iletişimi baltalayacak bir sorun teşkil ederse radyo dalgalarını kullanan her türlü elektronik aletin de belirli frekans spektrumlarının dışına çıkmaması, gürültü oluşmaması ve dolayısıyla enterferansın (elektromanyetik girişim) önlenmesi açısından elzemdir.
Başlarından geçen olayı yani aynı hikâyeyi heyecanla anlatan iki kişinin sözleri birbirinin üstüne binerse dinleyici hiçbir şey anlamayacaktır. Tıpkı bunun gibi, elektronik aletlerin -ve dolayısıyla uyduların- belirli frekans bantlarını belirli değerler dahilinde kullanması gerekmektedir. Aksi takdirde günlük yaşamın en kritik teknolojik nimetlerinden olan uydu haberleşmesi herhangi bir işe yaramaz hale gelebilecektir.
Spektrum düzenlemeleri, enterferansın önlenmesi ve uydu haberleşmesi de dahil olmak üzere her türlü radyo dalgası kullanımını akılcı, verimli ve ekonomik kılmak için yapılan hukuki ve teknik düzenlemelerdir[xi]. Dolayısıyla korunmaya çalışılan menfaat, uydu haberleşmesinin sağlıklı işlemesi ve bu alanda yapılan her türlü yatırımın doğrudan kendisidir.
Neden Şirketler İçin Kritik?
Uydu yatırımı yapmayı planlayan bir şirket için en kritik adım fizyolojik olarak fırlatma gibi görünebilir. Ancak fırlatma sözleşmeleri ve sigorta gibi gereklilikler sorunsuz halledildikten sonra hukuken en kritik süreç frekans tahsisi ve tescil sürecidir. Basit bir lisan ile ifade etmek gerekirse:
Yatırım Riski ve Rekabet Avantajı
Türkiye’de henüz bir ulusal uzay mevzuatı bulunmamaktadır. Türkiye Uzay Ajansı’nın kuruluşu hakkında çıkarılan 23 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi haricinde uzay hukukuna kaynaklık edebilecek mevzuat oldukça sınırlıdır. Bu doğrultuda 5809 sayılı Kanun ve ilgili alt mevzuatın takibi oldukça önemlidir. Zira frekans spektrumunun kullanımı şirketler için hem risk hem de fırsat barındırır. Doğru adımlar atıldığında rekabet avantajı kazanmak mümkündür:
Türkiye’nin Güncel Konumu
Türkiye, yer eş zamanlı yörüngede (GSO) 31° Doğu, 42° Doğu ve 50° gibi stratejik pozisyonlarda Türksat uydularını işletmektedir. Bunların yanı sıra yer gözlem uyduları, bilimsel ve deneysel uydular ve 2025 yılı itibariyle yirmiden fazla ticari uydu ile yirmi birinci yüzyılın önemli uydu teknolojisi merkezlerinden olma yolunda ilerlemektedir. Ayrıca Uzay Sistemleri Entegrasyon ve Test Merkezi (USET) ve TÜRKSAT 6A gibi projelerle yerlileşme adına çok önemli adımlar atılmıştır.
Bu projeler ve diğer uzay projeleri için önemli bir yol haritası olan Milli Uzay Programı son dönemde insanlı uzay görevleri başta olmak üzere faaliyete geçen diğer adımlarıyla dikkat çekmektedir. Uydu haberleşmesi anlamında ise hukuki açıdan yukarıda söz ettiğimiz 5809 sayılı Kanun ve alt düzenlemeleri ile ITU-R ve CEPT Yayınlarına dayalı olarak, üretici, işletmeci/işletici, kullanıcı ve ilgili diğer kişi ve kuruluşların, frekans spektrumunun kullanım durumu hakkında bilgi edinebilmesi için ITU-R Region 1 ve ECA’da (Avrupa Ortak Planı’nda) uygulanan planlama dikkate alınarak hazırlanan Milli Frekans Planı[xiii] regülatif açıdan daha önemlidir. Türkiye’de faaliyet göstermek isteyen her uydu şirketi, BTK ve TUA (Türkiye Uzay Ajansı) ile koordineli çalışmak ve 5809 sayılı Kanun, ilgili alt düzenlemeler ve Milli Frekans Planı’na uymak zorundadır.
İlgili düzenlemelere uyulmaması ve enterferans meydana gelmesi ihtimaline karşılık BTK tarafından yürütülen “Her Çeşit Elektromanyetik Sisteme Ait Elektromanyetik Girişim Bildirim Raporu” başlıklı 11 numaralı form ile Amerika Birleşik Devletleri’nde FCC Uygulama Bürosu tarafından işletilen Radyo Frekansı Hizmeti Enterferans Şikâyet Portalı[xiv] benzeri bir şikâyet mekanizması bulunmaktadır[xv]. Formda enterferansa sebep olan verici istasyona ait istasyon tipi, çağrı adı veya işareti, ölçülen frekansların değeri, enterferans çeşitleri gibi bilgiler; enterferansa uğrayan verici veya alıcıya ait de aynı bilgiler ve raporu hazırlayanlara dair bilgiler istenmektedir.
11 numaralı form ve kuruma yazılan diğer şikâyet yazıları ile müracaatlar dahilinde enterferansın tespiti ve giderilmesi işlemlerinde Milli Monitör Sistemi imkanlarından faydalanılmaktadır[xvi]. Sistem, frekans kullanım yoğunluğu, enterferans olaylarının tespiti ve çözümlenmesi, yasa dışı telsiz istasyonlarının yerlerinin saptanması ve frekans yönetimine yönelik istatistikî verilerin toplanması gibi hizmetler vermektedir[xvii].
“Nihayetinde Bir Roket Bilimi Değil” Ama En Az O Kadar Kritik!
Uzay hukuku, sadece teorik bir tartışma alanı değil; uyduların çalışabilmesi için görünmez bir altyapıdır. Devletlerin uzay faaliyetlerindeki sorumluluğu ve tabi olunan kuralları işlemekle kalmaz, uzay sektöründeki davranışlara ve teknik şartlara da şekil verir. Uzay enkazına sebep olmak, enterferansa sebep olmak, cismani zarara sebep olmak vb. haksız fiiller ortaya çıkmasın diye tekniği şekillendiren şey hukuktur. Hukukun birer aracı olarak da frekans tahsisi, tescil, uluslararası koordinasyon ve sorumluluk rejimi gibi mekanizmalar uydu projelerinin sürdürülebilirliği için vazgeçilmezdir.
Kısacası, uzayda iş yapmak isteyenler için hukuk, en az uzay teknolojilerinin kendisi kadar dikkate değerdir. Şirketlerin teknik uzmanlık kadar hukuki ve regülatif hazırlığa da yatırım yapması gerekmektedir. Şirketler için doğru hukuki ve regülatif danışmanlık, doğası gereği risk arz eden uzay yatırımlarının boşa gitmesini engelleyecektir.
[1] Avukat, Uzay Hukuku Uzmanı.
[i] “Elektronik Haberleşme Kanunu” 10.11.2008 tarih ve 27050 (Mükerrer) sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 5809 sayılı Kanun https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.5809.pdf.
[ii] “Spektrum Yönetimi Yönetmeliği” 02.07.2009 tarih ve 27276 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmelik https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=13181&MevzuatTur=7&MevzuatTertip=5.
[iii] “Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Yetkilendirme Yönetmeliği” 28.05.2009 tarih ve 27241 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmelik https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=13078&MevzuatTur=7&MevzuatTertip=5.
[iv] “Telsiz İşlemlerine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik” 17.07.2009 tarih ve 27291 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmelik https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=13226&MevzuatTur=7&MevzuatTertip=5.
[v] Bkz. supra note ii.
[vi] “Özel Telsiz Sistemleri Yönetmeliği” 18.07.2009 tarih ve 27292 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelik https://resmigazete.gov.tr/eskiler/2009/07/20090718-7.htm.
[vii] “Kısa Mesafe Erişimli Telsiz (KET) Cihazları Hakkında Yönetmelik“ 11.09.2012 tarih ve 28408 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelik https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2012/09/20120911-24.htm.
[viii] “Sınai, Bilimsel ve Tıbbi Cihazlar (SBT) Yönetmeliği” 23.10.2011 tarih ve 28093 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelik https://www.lexpera.com.tr/resmi-gazete/metin/sinai-bilimsel-ve-tibbi-sbt-cihazlar-yonetmeligi-28093.
[ix] “Elektronik Haberleşme Sektöründe Deneme İzni Verilmesine İlişkin Usul ve Esaslar” 15.12.2017 tarihinde BTK tarafından yayımlanan usul ve esaslar https://www.btk.gov.tr/elektronik-haberlesme-sektorunde-deneme-izni-verilmesine-iliskin-usul-ve-esaslar.
[x] Akyol, Anıl. Uzay Hukukunda Takım Uydulara İlişkin Hukuki Meseleler. Yetkin, 2024: 143.
[xi] 194 üye ülke ve binlerce üye kuruluş ile Birleşmiş Milletler’in en büyük teşkilatı olan Uluslararası Telekomünikasyon Birliği’nin Kuruluş Yasası’nın 44. maddesinin ikinci fıkrası ve Telsiz Tüzüğü dibace (önsöz veya preamble) bölümü de Birliğe üye devletlerin yörüngeleri ve bu yörüngelerdeki uydularla haberleşmek üzere kullanılacak radyo dalgalarını sınırlı birer doğal kaynak olarak görmeleri ve bu yörüngeleri akılcı, verimli ve ekonomik şekilde kullanmaları gerektiği yönündedir.
[xii] Örneğin eşdeğer güç akış yoğunluğu limitleri (equivalent power-flux density; epfd) konusunda önemli tartışmalar sürmekte ve GEO/GSO operatörler ile takım uydu operatörleri arasında adeta bir çekişme gündeme gelmektedir. Türkiye adına Türksat bu tartışmanın önemli bir tarafıdır ve bu toplantılara katılması uydu haberleşmesinin geleceği açısından hayati önem arz etmektedir. Bu konuda Sn. Veli Yanıkgönül ile 1. Uluslararası Uzay Hukuku ve Teknolojileri Sempozyumu’nda gerçekleştirdiğimiz sunuma dair “Eşdeğer Güç Akış Yoğunluğu Limitlerinin Yer Eş Zamanlı Yörünge Uydu Haberleşmesi Bağlamında Regülatif ve Hukuki Değerlendirmesi” başlıklı bildirinin özeti için bkz. https://sempozyum.duzce.edu.tr/Content/Files/48790fde-c90d-4c8e-9e1c-060a623522cb.pdf Ayrıca sunumda kullandığımız yansıya erişmek üzere bkz. https://www.canva.com/design/DAGgIZ3oEL0/hczL85jS9uVxOplJ9Cre-g/edit?utm_content=DAGgIZ3oEL0&utm_campaign=designshare&utm_medium=link2&utm_source=sharebutton.
[xiii] “Milli Frekans Planı” https://ta.gov.tr/milli-frekans-plani.
[xiv] “Radio Frequency Service Interference Complaint Portal” https://fccprod.servicenowservices.com/psix-esix.
[xv] “BTK-11-Formu” https://www.btk.gov.tr/uploads/pages/btk-11-formu.doc.
[xvi] Akyol, 143-4.
[xvii] Akyol, 144.
İletişim: koc@hedefkoc.com
E-ticaret sektörü, internetin yaygınlaşmasıyla birlikte hızla büyüyen ve dönüşen bir alan haline geldi. Günümüzde milyonlarca işletme ürün ve hizmetlerini dijital ortamlarda sunarken, kullanıcıların beklentileri de giderek yükseliyor. Bu noktada yapay zeka (YZ), e-ticaretin geleceğini şekillendiren en önemli teknolojilerden biri olarak öne çıkıyor.
Kişiselleştirilmiş Alışveriş Deneyimi
Yapay zekanın e-ticaretteki en büyük katkılarından biri kişiselleştirmedir.
Chatbotlar ve Sanal Asistanlar
Müşteri hizmetleri e-ticarette kritik bir unsurdur.
Stok ve Lojistik Yönetimi
YZ, yalnızca müşteri tarafında değil, işletmelerin operasyonel süreçlerinde de devrim yaratıyor.
Güvenlik ve Dolandırıcılık Önleme
E-ticaretin en büyük sorunlarından biri güvenliktir. Yapay zeka, sahtekarlık ve dolandırıcılık girişimlerini tespit etmekte kritik rol oynuyor.
Gelecek Perspektifi
Önümüzdeki yıllarda artırılmış gerçeklik (AR), sesli alışveriş ve otomatik fiyatlandırma gibi teknolojilerle yapay zekanın e-ticaretteki etkisi daha da artacak.
Yapay zeka, e-ticareti yalnızca daha verimli değil, aynı zamanda daha kişiselleştirilmiş, güvenli ve kullanıcı dostu bir hale getiriyor. İşletmeler için rekabet avantajı sağlarken, tüketicilere de daha akıllı bir alışveriş deneyimi sunuyor. Kısacası, e-ticaretin geleceği yapay zekayla şekilleniyor.
İletişim: koc@hedefkoc.com
Türkiye ve Çin Halk Cumhuriyeti Ortaklık Potansiyeli
Türkiye’nin Avrupa Birliği ile 1996 yılında yürürlüğe giren Gümrük Birliği Anlaşması, ülke ekonomisine ve ihracatçı sektörlere önemli avantajlar sağlamaktadır. Bu anlaşma kapsamında sanayi ürünleri, Türkiye’den Avrupa ülkelerine ihraç edilirken gümrük vergisine tabi tutulmamaktadır. Elektronik ürünler de sanayi ürünleri kategorisinde yer aldığı için bugün Türkiye’den Avrupa’ya gerçekleştirilen elektronik ihracatlarında sıfır gümrük vergisi uygulanmaktadır. Bu durum, yalnızca mevcut üretici firmaların rekabet gücünü artırmakla kalmayıp aynı zamanda Türkiye’de kurulabilecek yeni iş ortaklıklarının da Avrupa pazarına erişimini kolaylaştırmaktadır. Böylece hem üretim kapasitesi hem de uluslararası pazardaki konum açısından ülkemiz için stratejik bir fırsat doğmaktadır.
Küresel elektronik üretiminde Çin’in ulaştığı seviye herkes tarafından bilinmektedir. Çin, elektronik sanayisinde sahip olduğu teknoloji, üretim ölçeği ve maliyet avantajı ile dünya pazarının lideri konumundadır. Türkiye’nin ise sahip olduğu jeopolitik konum, Avrupa pazarına yakınlığı, güçlü lojistik altyapısı ve Gümrük Birliği’nin sunduğu vergi avantajı, Çin ile kurulabilecek stratejik ortaklıkları son derece cazip hale getirmektedir. Çin elektronik sanayisinin teknolojik birikimi ile Türkiye’de kurulacak ortaklık yapılarının birleşmesi, Avrupa pazarına sıfır gümrük vergisi ile ürün ihraç edilmesini mümkün kılacak ve bu da milli katma değer yaratımında büyük bir sıçrama anlamına gelecektir.
Bu stratejik fırsatın yasal çerçevesi de nettir. Gümrük Birliği Anlaşması uyarınca sanayi ürünleri kapsamındaki elektronik ürünler, Avrupa Birliği ülkelerine ihracatta gümrük vergisinden muaftır. Tarım ürünleri ve bazı özel sektörler bu kapsam dışında tutulurken, elektronik gibi ileri teknoloji gerektiren sektörlerde vergi muafiyeti Türkiye için ciddi bir rekabet avantajı sağlamaktadır. Bu avantaj, Çinli üreticilerin Türkiye’de yapacakları yatırımlar aracılığıyla daha da etkin bir şekilde kullanılabilir. Türkiye’de kurulacak üretim tesisleri, hem Avrupa pazarına doğrudan erişim sağlayacak hem de Türk iş gücü için yeni istihdam olanakları yaratacaktır.
Bunun yanı sıra teknoloji transferi de bu ortaklıkların en önemli getirilerinden biridir. Çin’in elektronik sanayisinde geliştirdiği teknolojilerin Türkiye’ye taşınması, yerli üretim kapasitesinin nitelik olarak güçlenmesine ve uzun vadede Türkiye’nin kendi teknoloji geliştirme yetkinliğinin artmasına katkı sunacaktır. Böylelikle Türkiye, yalnızca bir üretim ve ihracat üssü değil aynı zamanda yüksek katma değerli teknolojilerin geliştirildiği bir merkez haline gelebilir.
Türkiye’nin elektrik ve elektronik sektöründe Avrupa Birliği, en önemli ihracat pazarlarından biri olarak öne çıkmaktadır. 2019 yılında sektörün toplam ihracatı yaklaşık 11,24 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmiş, bunun yaklaşık 6,54 milyar dolarlık kısmı Avrupa Birliği ülkelerine yapılmıştır. Bu rakam, Türkiye’nin elektronik sanayi ihracatında Avrupa’nın ne kadar güçlü bir konumda olduğunu göstermesi açısından önemli bir başlangıç noktasıdır.
2023 yılına gelindiğinde, elektrik ve elektronik sektörünün ihracatının yaklaşık %44’ü, yani 7,2 milyar dolarlık bölümü Avrupa Birliği ülkelerine yönelmiştir. Bu oran, Avrupa’nın sektör için hem istikrarlı hem de büyüyen bir pazar olma özelliğini koruduğunu ortaya koymaktadır.
2025 yılının ilk dört ayında ise sektör ihracatı toplamda 5,38 milyar dolara ulaşmıştır. Henüz yılın tamamlanmamış olması ve bu kısa dönemde kaydedilen yüksek hacim, sektörün Avrupa pazarındaki gücünü önümüzdeki yıllarda daha da artırma potansiyeli taşıdığını göstermektedir.
Genel tabloya bakıldığında, 2019’dan günümüze Avrupa Birliği’nin Türkiye’nin elektrik ve elektronik ihracatında vazgeçilmez bir pazar konumunda olduğu açıkça görülmektedir. Elde edilen veriler, hem geçmişteki güçlü bağları hem de geleceğe yönelik büyüme potansiyelini teyit etmektedir.
Bu kapsamda, şirketimiz Hedef Koç Danışmanlık Şirketi olarak Türkiye’de ve uluslararası pazarlarda faaliyet göstermek isteyen yatırımcılar ve üreticiler için kapsamlı danışmanlık hizmetleri sunmaktadır. Ticari danışmanlık, şirket kuruluşu, marka tasarımı ve tescil çalışmaları, belgelendirme süreçleri, devlet teşviklerinden yararlanma danışmanlığı ve pazar araştırmaları gibi alanlarda sunduğumuz çözümlerle, iş ortaklarımızın hedef pazarlarda güçlü ve sürdürülebilir bir şekilde konumlanmalarını sağlamayı amaçlıyoruz. Firma bilgilerimize ve hizmetlerimize www.hedefkoc.com adresimizden ulaşabilirsiniz.
Sonuç olarak, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile sahip olduğu gümrük birliği avantajı ve Çin’in elektronik sanayisindeki küresel gücü birlikte değerlendirildiğinde, ortaya ülkemiz için tarihi bir fırsat çıkmaktadır. Bu fırsatın doğru değerlendirilmesi, Türkiye’yi elektronik sanayisinde bölgesel bir merkez haline getirebilir, ihracat gelirlerini artırabilir ve milli katma değerin yükselmesine doğrudan katkı sağlayabilir. Dolayısıyla, Çin elektronik sanayisi ile kurulacak ortaklıklar üzerinden Avrupa’ya sıfır vergi avantajıyla yapılacak elektronik ihracatı, Türkiye için yalnızca bir ticari fırsat değil, aynı zamanda stratejik bir kalkınma hamlesi anlamına gelmektedir.
Dr. Mert Özaydın / Uzman Psikolog / Teşvik Hibe Destekleri Uzmanı / Bilirkişi

İlk yapay uydu Sputnik’in 1957’de uzaya çıkışından yaklaşık yarım yüzyıl sonra uzay teknolojileri ve uzay endüstrisi bir paradigma değişikliği yaşamakta. YENİ UZAY (New Space) olarak anılan bu yeni dönemi eskisine göre farklı kılan birkaç önemli unsur var. Artık uzayla ilgili gelişmelerinde adı geçen firmalar, Boeing, Lockheed Martin, Northrop Grumman, Aerospatiale gibi geleneksel büyük isimler değil, sayıları onlarla ifade edilen, belki birkaç yüzü geçen büyük çoğunluğu yeni kurulmuş (startup) şirketler olmakta. Büyük projelerin arkasında, resmi hükumet kuruluşları değil, çoğunlukla arkasına girişim sermayesini almış, üniversitelerden gelen veya büyük şirketlerden ayrılan vizyoner kişilerin önderlik ettiği yeni oyuncular bulunmakta. Startup şirketler, sadece geleneksel uzay ürünleri ve hizmetlerinde büyüklerin etkin rakibi olmakla kalmıyor, yeni yeni alanlarda uygulama ve iş olanakları ortaya koyuyor, uzay sektörünün gelişmesinde itici güç oluyor.
Bu oluşum iki genel gelişmeye dayandırılabilir. Politik tarafta, Sovyetler Birliğinin çökmesi ile daha önce açık satışı ve kullanımı gizli teknolojik bilgi olarak yasaklanmış ya da özel izinlere bağlanmış olan elektronik parçalar, yazılım ve diğer bilgi kaynakları üzerindeki kısıtlamalar gevşetildi ya da kaldırıldı. Teknolojik tarafta, yonga (çip) entegrasyonunda artan yoğunluk, elektronikte küçülme ve MEMS (Micro Eleectro Mechanical Devices) ortaya çıkışı ile, bunların yanında, yazılım geliştirme, tasarım ve sistem geliştirme tekniklerindeki yenilikler, çok sayıda yeni startup firmanın mevcut ve yeni niş alanlarda uzay ürün ve hizmetlerinin verilmesi amacıyla ortaya çıkmasının yolunu açtı. Aslında bu gidişat 1990’larda Rick Fleeter adında bir vizyoner teknolog tarafından “daha küçük, daha ucuz, daha iyi” sloganıyla öngörülmüştü. Ancak bu sloganın gerçek yaşama yansıması en azından bir 10 yıl aldı.
2000 ve 2010 sonrası startup şirketlerin yaygınlaşması ve onların artan benzer ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla, birçok yeni yonga ve alt sistem, hazır ticari ürün (COTS, Commercial Off The Shelf) olarak uygun fiyatlarla piyasaya çıkar oldu. Uydu ve yörünge tasarımı ve diğer ilgili yazılımlar ucuzladı ve yaygınlaştı. Uydu tasarım ve üretim süreleri yıllardan aylara, maliyetler ise eski maliyetlerin 1/5, hatta 1/10 gibi küçük oranlarına indi. Uydu küçüldükçe ağırlıklarına göre yeni bir sınıflandırma oluştu. Eskiden 500 kg altındaki uydulara küçük uydu denirken şimdi bu sıfat yetersiz kaldı ve daha küçükleri de ayırt eden yeni bir sınıflandırma ortaya kondu.
Uydu Büyüklüklerine göre Sınıflandırma
1000 Kg < Büyük Uydu
1000 Kg > Küçük Uydu > 500 Kg
500 Kg > Mini Uydu > 100 Kg
100 Kg > Mikro Uydu > 10 Kg
10 Kg > Nano Uydu > 1 Kg
1 Kg > Piko Uydu > 0.1 Kg
0,1 Kg > Fempto Uydu
Yeni Uzay kavramının belki de en somut örneği küp uydu (Cubesat) standardı ve ona bağlı gelişmeler olmuştur. Üniversitelerde öğrenci uydularının yapımını teşvik amacıyla 1999 yılında Stanford Üniversitesinden Bob Twiggs, Cal Poly Üniversitesinden Jorgi Puig-Suari, küp uydu (cubesat) adını verdikleri bir nano uydu standardı tanımladılar. Buna göre bir küp uydu, 10 cm X 10 cm X 10 cm boyutlarında en çok 1 kg ağırlığında bir uyduydu. 1U denen bu boyutla küplerin ikisini yan yana koyarak 2U, üçünü yan yana koyarak 3U vb. büyüklüklerde küp uydular yapılabildi. Halen 12U ve üzeri büyüklükte küp uydular bulunmaktadır. Küp uydu standardı başta üniversiteler olmak üzere çok sayıda kuruluşun uydu yapmasının önünü açtı. Kısa sürede küp uydu standardına uygun parçalar ve alt bileşenler hazır raf ürünü olarak piyasada görülmeye başlandı. ABD, Japonya ve Dünya’nın çeşitli ülkelerinde, Türkiye dahil, küp uydu yapan okul ve firma sayısı 100’ü aştı. Bunların arasında iki lise bile vardır. Gövde parçaları, navigasyon, haberleşme, kamera gibi alt sistemler ve hatta tasarım ve kontrol yazılımı hazır alınınca, uydu tasarım ve üretimi çok kolaylaştı, küp uydu adeta harcıalem bir ürün haline geldi.
Mikro ve nano uydu uygulamaları, Dünya gözlem ve küresel iletişim alanlarında daha önce düşünmesi zor uygulamalar getirdi. Eskiden 2-3 metre çözünürlük için birkaç yüz Kg ağırlıkta uydu gerekirken şimdi 3U, 12U gibi nano uydular aynı başarıyı göstermekte. Küresel internet iletişimi için SpaceX’in Starlink uydularının yanında, yakında diğerler firmalar LEO yörüngede mikro/nano uydu filoları ile küresel internet hizmetleri veriyor olacak. Fırlatıcı piyasası da bu gelişmelere ayak uydurarak, bir tarafta yeni kurulan küçük uydu fırlatıcıları büyük füzelerin fırlatma fiyatlarını beşte bir veya daha fazlaya indirirken, diğer yanda “ride share” denen çok sayıda küçük uydunun birlikte ve çok ucuza fırlatılması piyasası doğdu. Yeni Uzay, uzay teknolojilerinde gelişmiş ya da gelişmekte olan tüm ülkelerde özel ve resmi çok sayıda kuruluş için yepyeni olanaklar sağlamıştır. Türkiye’mizde bu konunun önemi bazı özel firmalar tarafından iyi anlaşılmış ve girişimler başlamış olsa da, devlet tarafında henüz bir anlayış ve destek görünmemektedir.
İlgililere okunmak üzere: Çok sayıda web sitesinden biri, bir dergi, bir makale ve bir kitap
önerilmektedir.
https://www.spacedaily.com
New Space dergisi: New Space | Mary Ann Liebert, Inc., publishers
Bir Makale: İNCE F., “Nano and Micro Satellites as the Pillar of the “New Space” Paradigm”,
Journal of Aeronautics and Space Technologies, Vol 13, No 2, pp 207-221, July 2020.
Bir Kitap: İNCE F. “UZAY Bir İnsanlık Serüveni”, 2. Basım, Akademik Nobel Yayınevi, Ankara
2015
İletişim:koc@hedefkoc.com
YAPAY ZEKANIN ROBOTİK ÇALIŞMALARI VE
2030 YILI ÇALIŞAN KİŞİLERDEKİ İSTİHDAM ETKİSİ TAHMİNİ
Prof.Dr. B. Koray Tunçalp
Ağustos 2025
Giriş
Teknolojinin hız kesmeyen gelişimi, günümüzde Sanayi 4.0 olarak adlandırılan yeni bir çağı beraberinde getirmektedir. Bu çağın en temel dinamiklerinden biri, yapay zekâ (YZ) ve robotik teknolojilerinin birleşimidir. Geleneksel robotlar, önceden belirlenmiş programlara bağlı kalarak tekdüze görevleri yerine getiren makinelerken, yapay zekâ ile donatılmış yeni nesil robotlar, çevreleriyle etkileşim kurabilen, öğrenebilen ve karmaşık problemleri çözebilen akıllı sistemlere dönüşmüştür. Bu birleşim, yalnızca endüstriyel üretim süreçlerini değil, aynı zamanda lojistik, sağlık, finans ve hizmetler gibi birçok sektörü kökten değiştirmekte ve geleceğin iş gücü piyasası üzerinde belirleyici bir rol oynamaktadır. Bu makale, yapay zekânın robotik çalışmalar üzerindeki dönüştürücü etkisini ve bu etkinin 2030 yılına kadar çalışan kişilerdeki istihdam yapısını nasıl değiştireceğine dair tahminleri incelemektedir.
A.1. Robotik ve Yapay Zekâyı Anlamak
Robotik ve yapay zekâ (YZ) genellikle aynı cümlede anılsa da farklı teknoloji alanlarını temsil ederler. Robotik, görevleri otonom veya yarı otonom olarak yerine getirmek üzere tasarlanmış makineler olan fiziksel robotların yaratılmasına ve çalıştırılmasına odaklanır. Montaj hatlarındaki endüstriyel robotları veya dinamik ortamlarda hareket eden otonom mobil robotları düşünün. Öte yandan YZ, makinelere bilişsel işlevler programlayarak insan benzeri öğrenme, problem çözme ve karar verme yeteneklerini taklit etmelerini sağlayan bir alandır.
Robotik bedeni sağlarken, yapay zekâ beyni sağlar. Bu alanların birleşimi, robotların deneyimlerden öğrenmesini, bağımsız kararlar almasını ve karmaşık görevleri yerine getirmesini sağlar. Robotik ve yapay zekânın bu kesişimi, yeni durumlara uyum sağlayabilen ve zaman içinde performanslarını artırabilen yapay zekâlı robotların yaratılmasına yol açmıştır. Yapay zekânın robotik sistemlere entegrasyonu, çeşitli ve öngörülemeyen ortamlarda çalışma yeteneklerini artırarak otomasyonun kapsamını genişletmektedir.
Robotik ve yapay zekâ, birbirleriyle bağlantılı olmalarına rağmen bağımsız olarak var olabilir. Geleneksel robotlar, örneğin işbirlikçi robotlar, herhangi bir bilişsel işleve sahip olmadan tekrarlayan görevleri yerine getirir. Tersine, yapay zekâ, sanal asistanlar gibi fiziksel bir yapıya ihtiyaç duymayan yazılım robotlarında da uygulanabilir. Ancak, yapay zekâ ve robotik arasındaki sinerji, fiziksel yetenekleri yapay zekâ gelişimiyle harmanlayan gelişmiş yapay zekâ destekli robotların evrimini yönlendiren sihrin gerçekleştiği yerdir.
Yapay zekanın modern robotikteki rolünü derinlemesine inceledikçe, bu iki alan arasındaki iş birliğinin teknolojik bir ilerlemeden çok daha fazlası olduğu, bir devrim olduğu ortaya çıkıyor. Bu devrim yalnızca endüstrileri yeniden şekillendirmekle kalmıyor, aynı zamanda insan odaklılık ile makineler arasındaki ilişkiyi de yeniden tanımlıyor.
A.2. Modern Robotikte Yapay Zekanın Rolü
Yapay zekânın (YZ) robotik bilimine entegrasyonu, teknolojik evrimde önemli bir dönüm noktasıdır. YZ, robotların çevrelerini algılayıp etkileşime girmelerini, kararlar almalarını ve yapay zekânın tek başına geleneksel programlama ile başaramayacağı karmaşık görevleri yerine getirmelerini sağlar. YZ’nin bütünleştirilmesi, robotların dinamik ortamlara uyum sağlamasını ve yüksek hassasiyet ve esneklik gerektiren görevleri yerine getirmesini sağlar.
Yapay zekânın bir alt dalı olan makine öğrenimi, verimliliği ve üretkenliği artırarak robotikte devrim yaratmıştır. Robotların verilerden öğrenmesini, kalıpları belirlemesini ve performanslarını sürekli iyileştirmesini sağlar. Örneğin, yapay zekâ, karar verme, nesne tanımlama, engel tespiti ve uçuş yolu optimizasyonunu mümkün kılarak dronların işlevselliğini artırır. Sonuç olarak, yapay zekâ destekli robotlar yalnızca araçlar değil, aynı zamanda karmaşık sorunları çözebilen ve insanlarla anlamlı şekillerde etkileşim kurabilen akıllı araçlardır [1].
Yapay zekânın robotikteki rolü, insan-robot etkileşimini geliştirmeye ve teknolojiyi günlük yaşamda daha erişilebilir ve uygulanabilir hale getirmeye kadar uzanır. Yapay zekâ destekli robotlar, insan komutlarını anlayıp yanıt vererek, bir zamanlar bilim kurgunun ötesine geçen yeni bir etkileşim düzeyine ulaşır. Bu yetenek, sağlık hizmetlerinden müşteri hizmetlerine kadar uzanan ve insan girdilerini anlama ve bunlara tepki verme yeteneğinin hizmet kalitesini önemli ölçüde etkileyebildiği uygulamalarda kritik öneme sahiptir.
Yapay zekânın modern robotikteki önemi abartılamaz. Robotların yeteneklerini geliştirerek çeşitli alanlarda çok çeşitli uygulamalar gerçekleştirmelerini sağlar. Makine öğrenimi, doğal dil işleme ve bilgisayarlı görme gibi belirli yapay zekâ teknolojilerini keşfetmek, yapay zekânın robotikteki dönüştürücü potansiyelini ortaya çıkarır [1].
Robotik, robotların tasarlanıp çalıştırılmasını içerirken, yapay zekâ robotların öğrenmesini ve karar vermesini sağlar. Birlikte, çeşitli alanlarda devrim yaratmaktadırlar Yapay zekâ, robotların temel yeteneklerini ve uygulama alanlarını dramatik bir şekilde genişletmiştir. Geleneksel robotik sistemlerin en büyük kısıtı, belirli bir göreve veya ortama özgü olarak programlanmaları ve beklenmedik durumlara adapte olamamalarıdır. Yapay zekâ ise robotlara öğrenme, muhakeme etme ve karar verme yetenekleri kazandırmaktadır. Makine öğrenimi ve derin öğrenme algoritmaları sayesinde, robotlar deneyimlerinden ders çıkararak performanslarını artırabilir. Örneğin, bir depoda çalışan lojistik robotu, en verimli rota için sürekli yeni veriler toplayarak kendini optimize edebilir. [1, 2]
Bu gelişimin en somut örneklerinden biri, işbirlikçi robotlar (cobotlar) adı verilen yeni nesil robotlardır. Cobotlar, fabrikalarda insanlarla güvenli bir şekilde yan yana çalışarak karmaşık montaj görevlerinde onlara destek olur. Bu, üretim hatlarında esnekliği ve verimliliği artırırken, insan emeğini daha yaratıcı ve stratejik görevlere yönlendirme imkânı sunar. Sağlık sektöründe ise YZ destekli robotlar, cerrahların daha hassas ve minimal invaziv operasyonlar yapmasına olanak tanırken, yaşlı bakımında yardımcı robotlar olarak da kullanılmaya başlanmıştır. Lojistik ve taşımacılıkta otonom araçlar ve dronlar, teslimat sürelerini kısaltıp maliyetleri düşürürken, perakende sektöründe müşteri hizmetleri robotları, temel soruları yanıtlayarak insan çalışanların daha karmaşık müşteri ilişkilerine odaklanmasını sağlamaktadır.
Bu dönüşümün temelinde yatan teknolojik gelişmelerden biri, bilgisayarlı görüdür. Gelişmiş kameralar ve YZ algoritmaları sayesinde robotlar, nesneleri tanıyabilir, hareketlerini izleyebilir ve çevrelerindeki engelleri algılayabilir. Bu, otonom araçların veya depolama robotlarının güvenli bir şekilde hareket etmesini sağlar. Doğal dil işleme (NLP) teknolojisi ise robotların insanlarla konuşarak veya yazılı komutlarla etkileşim kurmasını mümkün kılmaktadır. Yapay zekanın bu katkıları, robotları pasif araçlar olmaktan çıkarıp, aktif ve akıllı birer iş ortağı haline getirmektedir [3].
A.3. Robotikte Makine Öğrenmesi
Yapay zekânın temel taşlarından biri olan makine öğrenimi, robotik biliminin ilerlemesinde önemli bir rol oynar. Makine öğrenimi algoritmaları, robotların operasyonları sırasında topladıkları verilere göre davranışlarını uyarlamalarını sağlar. Büyük veri kümelerini analiz etmek ve kalıpları belirlemek, robotların bilinçli tahminler ve kararlar almasını sağlayarak zaman içinde performanslarını artırır.
Makine öğreniminin robotikteki en önemli uygulamalarından biri takviyeli öğrenmedir. Bu yaklaşım, robotların deneme yanılma yoluyla en uygun eylemleri öğrenmelerini ve davranışlarını yönlendirmek için ödüller kullanmalarını sağlar. Takviyeli öğrenmede, robotlar çevreleriyle etkileşime girer, ödül veya ceza alır ve gelecekteki eylemlerini buna göre ayarlar. Bu geri bildirim döngüsü, sürekli iyileştirmeyi mümkün kılarak robotları daha verimli ve etkili hale getirir [1].
Robotikte makine öğreniminin başarısı için veri kalitesi çok önemlidir. Verimli algoritmaların eğitimi için yüksek kaliteli veriler gereklidir; ancak kalitesiz veriler yanlış tahminlere ve optimum olmayan performansa yol açabilir. Robotlar veri toplayıp analiz ederken, yapay zekâ sistemlerini geliştiren bir geri bildirim döngüsü oluştururlar ve bu da daha iyi karar alma ve daha fazla özerklik sağlar. Ayrıca, etiketli verilerin kullanımı eğitim sürecini önemli ölçüde iyileştirebilir [1].
Makine öğreniminin robotik üzerindeki etkisi dönüştürücüdür. Robotların deneyimlerden öğrenmesini, yeni görevlere uyum sağlamasını ve derin öğrenme ve yaşam boyu öğrenme yoluyla zaman içinde performanslarını iyileştirmesini sağlar. Bu yetenek, çok çeşitli ortamlarda ve uygulamalarda çalışabilen akıllı, esnek ve verimli robotlar geliştirmek için kritik öneme sahiptir.
A.3.1. Doğal Dil İşleme
Doğal Dil İşleme (NLP), robotların insan dilini yorumlayıp yanıtlayarak daha doğal etkileşimlerde bulunmalarını sağlayan bir yapay zekâ dalıdır. NLP sayesinde robotlar, insan dilini anlayıp işleyerek müşteri etkileşimi ve hizmet içeren görevleri tamamlayabilirler. Bu yetenek, robotları insan benzeri etkileşimlere yaklaştırarak çeşitli uygulamalarda daha etkili olmalarını sağlar.
Doğal Dil İşlemenin (NLP) bir alt dalı olan Konuşmaya Dayalı Yapay Zekâ, daha insan benzeri etkileşimler sunmak üzere tasarlanmıştır. Konuşmaya dayalı yapay zekâ kullanan robotlar, diyalogları yakalayabilir, işleyebilir, uygun şekilde yanıt verebilir ve her etkileşimden öğrenebilir. Bu sürekli öğrenme süreci, robotun insan komutlarını anlama ve yanıt verme yeteneğini geliştirerek kullanışlılığını ve etkinliğini artırır.
Kişisel asistan robot Temi, NLP’nin robotikteki uygulamasının bir örneğidir. Temi, kullanıcılarla eller serbest bir şekilde etkili bir şekilde etkileşim kurmak için Otomatik Konuşma Tanıma ve doğal dil işleme teknolojilerini kullanır. Temi’nin geliştirilmesi, NLP ve donanım tasarımını entegre etme ve gerçek zamanlı performans sağlama ile ilgili zorlukların üstesinden gelmeyi içeriyordu.
Doğal dil işlemenin (NLP) robotik alanına entegrasyonu, ezber bozan bir gelişmedir. Robotların sesli komutları anlayıp yanıt vermesini sağlayarak insan-robot etkileşimlerini daha kusursuz ve sezgisel hale getirir. Bu teknoloji, etkili iletişimin başarı için olmazsa olmaz olduğu müşteri hizmetleri, sağlık hizmetleri ve ev otomasyonu uygulamaları için hayati önem taşır.
A.3.2. Bilgisayarlı Görüntü İşleme
Bir diğer önemli yapay zekâ teknolojisi olan bilgisayarlı görüş, robotların görsel bilgileri yorumlamalarına ve çevrelerine göre hareket etmelerine olanak tanır. Robotlar, görsel verileri işleyerek nesneleri tanıyabilir, hareketleri takip edebilir ve gördüklerine dayanarak kararlar alabilirler. Bu yetenek, robotun hareketleri de dahil olmak üzere nesneleri manipüle etmek için navigasyon ve nesne tanıma gibi yüksek düzeyde hassasiyet ve doğruluk gerektiren görevler için olmazsa olmazdır.
Bilgisayarlı görüş gibi yapay zekâ teknikleri, robotların nesneleri tanımlamasını, sınıflandırmasını, hareketlerini izlemesini ve görsel girdiye dayalı bilinçli kararlar almasını sağlar. Örneğin Temi, gelişmiş bir 3B haritalama sistemi aracılığıyla kullanıcı algılama ve otonom navigasyon gibi gelişmiş özellikleri entegre eder. Bu sistem, Temi’nin nesne algılama özelliğini kullanarak karmaşık ortamlarda gezinmesini ve kullanıcılarla etkili bir şekilde etkileşim kurmasını sağlar.
Bilgisayarlı görme sistemlerinin geliştirilmesi, özellikle navigasyon sistemleri oluşturma ve gelişmiş sensörleri entegre etme konusunda önemli mühendislik ve bilgisayar bilimleri zorlukları içerir. Ancak, robotikte bilgisayarlı görmenin faydaları muazzamdır. Robotların karmaşık görevleri daha hızlı ve doğru bir şekilde gerçekleştirme becerilerini artırarak, onları bilgisayar bilimleri alanında daha verimli ve etkili hale getirir.
Bilgisayarlı görme, modern robotik için temel bir teknolojidir. Robotların çevrelerini yorumlayıp tepki vermelerini sağlayarak, çok çeşitli görevleri hassasiyet ve doğrulukla gerçekleştirmelerini sağlar. Bu yetenek, görsel bilginin başarı için hayati önem taşıdığı üretim, sağlık ve otonom araç uygulamaları için hayati önem taşır.
A.3.4. Vaka Çalışması: Kişisel Asistan Robot Temi
Yapay zekâ destekli robotik alanında Temi, inovasyon ve iş birliğinin dikkat çekici bir örneği olarak öne çıkıyor. 90 cm boyunda ve 9 kg ağırlığındaki Temi, 25 cm’lik bir ekrana ve kullanıcılara çeşitli görevlerde yardımcı olmak üzere tasarlanmış gelişmiş sensörlere sahip bir ev robotudur. Roboteam ve Netguru, ev robotiği pazarına liderlik etmeyi ve Temi’yi bir ev robotu ikonu haline getirmeyi hedefleyen Temi’yi tasarlamak ve üretmek için iş birliği yapmıştır [1].
Temi’nin geliştirilmesi, entegre yapay zekâ yeteneklerine, özellikle de ses arayüzü için Doğal Dil İşleme özelliğine sahip fiziksel bir robotun geliştirilmesini içeriyordu. Medya, Temi’yi Amazon’un tekerlekli Alexa’sının muadili olarak nitelendirdi [1].
Şekil 1 Kişisel asistan robot Temi
Temi’yi sıfırdan geliştirmek, çok sayıda donanım entegrasyon zorluğunun üstesinden gelmeyi gerektiren devasa bir görevdir. Geliştirme süreci, Temi’nin çevresiyle etkili bir şekilde etkileşim kurabilmesini sağlamak için çeşitli sensörlerin ve navigasyon sistemlerinin entegre edilmesini içermektedir. Temi’nin Android tabanlı işletim sistemi ve ilgili uygulamalarının geliştirilmesi için üç küresel ekip arasında iş birliği şarttı.
Temi, yapay zekâ özellikleriyle kullanıcıların iletişimini önemli ölçüde geliştiriyor. Öne çıkan özelliklerden biri, video modunda eller serbest aramaları yanıtlama ve kişilerle konuşma yeteneği. Bu özellik, test uzmanlarından, sektör uzmanlarından ve medya kuruluşlarından, pratik kullanışlılığını ve kullanıcı dostu tasarımını vurgulayarak harika geri bildirimler aldı.
Gelişmiş yapay zekâ teknolojileri, Temi’nin kusursuz bir iletişim deneyimi sunmasını sağlar. Doğal Dil İşleme teknolojisiyle desteklenen doğal sesli arayüzü, kullanıcıların robotla zahmetsizce etkileşim kurmasını sağlar. Bu özellik, kullanıcı deneyimini geliştirmenin yanı sıra, yapay zekâ destekli robotların günlük iletişimi iyileştirme potansiyelini de ortaya koyar.
A.4. Yapay Zekâ Destekli Robotların Endüstrilerdeki Uygulamaları
Yapay zekâ (YZ) ve robotik entegrasyonu, karmaşık süreçleri optimize ederek ve yeni iş modelleri oluşturarak endüstrileri dönüştürüyor. YZ destekli robotlar, tekrarlayan görevleri yerine getirerek, envanteri yöneterek ve tedarik zincirlerini düzenleyerek üretkenliği artırıyor; bu da insan çalışanların daha üst düzey faaliyetlere odaklanmasını sağlıyor. Bu gelişmeler, çeşitli sektörlerde operasyonel verimlilikte önemli iyileştirmeler sağlıyor.
Yapay zekâ destekli robotlar, sağlık hizmetlerinden imalata ve perakendeye kadar çeşitli sektörlerde giderek daha fazla benimseniyor. Makine öğrenimi algoritmaları, sinir ağları ve gelişmiş robotik çözümlerinden yararlanan programlanabilir makineler, robotların yeni görevlere uyum sağlamasını, doğruluğu artırmasını ve robotik sistemler içinde kişiselleştirilmiş hizmetler sunmak için görevleri otomatikleştirmesini sağlıyor. Ayrıca, yazılım robotları çeşitli sektörlerde operasyonel verimliliği artırıyor.
A.5. Yapay Zekâ Destekli Uygulama Örnekleri
A.5.1. Sağlık hizmeti
Sağlık hizmetlerinde, yapay zekâ destekli robotik sistemler, cerrahi işlemlere yardımcı olarak ve iyileşme süresini en aza indiren hassasiyet sağlayarak hasta bakımında devrim yaratıyor. Yapay zekanın robotikle birleştirilmesi, makinelerin karar verme ve öğrenme gibi bilişsel işlevler gerektiren görevleri yerine getirmesine olanak tanıyarak hasta sonuçlarının iyileştirilmesine yol açıyor.
Yapay zekâ, doğru teşhis, kişiselleştirilmiş tedavi planları ve ilaç geliştirmeyi mümkün kılmak için de kullanılıyor. Yapay zekâ destekli algoritmalar, tıbbi görüntüleri, hasta verilerini ve genetik bilgileri analiz ederek sağlık hizmetleri kararlarını, genellikle insan uzmanlardan daha yüksek doğrulukla bilgilendirebilir. Örneğin, yapay zekâ, tıbbi görüntülerdeki kanser hücrelerini olağanüstü bir hassasiyetle tespit ederek erken teşhis ve tedaviye yardımcı olabilir.
Yapay zekâ ile donatılmış robotlar, ameliyatlarda benzersiz bir hassasiyet sağlayarak ve komplikasyon riskini azaltarak yardımcı olabilir. Yapay zekâ ve robotiğin sağlık hizmetlerinde bu şekilde bir araya gelmesi, yalnızca verimliliği artırmakla kalmaz, aynı zamanda hastalara sunulan bakımın kalitesini de artırır.
Yapay zekâ destekli robotik alanındaki gelişmeler, sağlık hizmetlerinde yeni standartlar belirleyerek daha etkili ve verimli hasta bakımı sağlıyor. Bu teknolojiler gelişmeye devam ettikçe, sağlık sektörü üzerindeki etkileri artacak ve gelecek için umut verici olanaklar sunacaktır.
A.5.2. Üretme
Yapay zeka destekli robotlar, üretim süreçlerini iyileştirerek, hataları azaltarak ve verimliliği artırarak üretimi dönüştürüyor. Bu robotlar, kesme, taşlama, kaynak ve muayene gibi çeşitli görevleri otomatikleştirerek operasyonları önemli ölçüde kolaylaştırıyor ve üretkenliği artırıyor.
Makine öğrenimi, robotların deneyimlerden öğrenerek yeni görevlere uyum sağlamasını ve üretim ortamlarında esnekliği artırmasını sağlar. Bu uyarlanabilirlik, üretimin gerçek zamanlı izlenmesini, kusurların tespit edilmesini ve kalite kontrolünde insan müdahalesi ihtiyacının azaltılmasını sağlar. Yapay zekâ destekli robotlar ayrıca, ekipman arızalarını öngörmek ve arızalar meydana gelmeden önce bakım planlamak için sensör verilerini analiz ederek kestirimci bakım gerçekleştirebilir.
Yapay zekâ entegrasyonunun üretime sağladığı en önemli faydalardan biri, kalite ve doğruluktaki artıştır. Otomatik kalite kontrolü, üretim süreçlerinin hem verimliliğini hem de güvenilirliğini artırarak daha yüksek üretim standartları sağlar. Yapay zeka teknolojilerinden yararlanmak, üreticilerin daha yüksek tutarlılık ve hassasiyet elde etmelerini sağlayarak daha iyi ürünler ve daha yüksek müşteri memnuniyeti sağlar.
Yapay zekâ destekli robotların üretimdeki etkisi çok büyüktür. Bu robotlar, görevleri otomatikleştirerek ve süreçleri iyileştirerek sektörde önemli ilerlemelere öncülük yapmaktadırlar. Yapay zekâ teknolojisi gelişmeye devam ettikçe, üretimdeki uygulamaları da genişleyecek ve inovasyon ve büyüme için yeni fırsatlar sunacaktır.
A.5.3. Perakende ve Müşteri Hizmetleri
Yapay zekâ destekli robotlar, operasyonel verimliliği artırmak ve müşteri hizmetlerini iyileştirmek için perakende mağazalarında giderek daha fazla kullanılıyor ve genellikle insan operatörlerle birlikte çalışıyor. Bu robotlar müşterileri karşılayabilir, kişiselleştirilmiş bilgiler sağlayabilir ve mağazada onlara rehberlik ederek daha ilgi çekici ve etkileşimli bir alışveriş deneyimi yaratabilir.
Konuşmaya dayalı yapay zekâ, robotların diyalog kalıplarını analiz ederek yanıtlarını öğrenmelerini ve geliştirmelerini sağlar. Yapay zekâ robotları, müşteri etkileşimlerini analiz ederek etkileşimi iyileştirebilir, hizmetleri özelleştirebilir ve kişiselleştirilmiş öneriler sunabilir; böylece müşteri memnuniyetini ve sadakatini artırabilir.
Ayrıca, yapay zekâ destekli robotlar envanter yönetimi ve fiyatlandırma stratejilerine yardımcı olarak perakende operasyonlarını daha da iyileştirebilir.
A.6. Robotik ve Yapay Zekanın Geleceği
Robotik ve yapay zekânın (YZ) geleceğinin parlak olması ve yaşamları iyileştirme ve karmaşık sorunları çözme potansiyeline sahip olması bekleniyor. Yapay zekâ ve robotik gelişmeye devam ettikçe, bu alanlar arasındaki çizgi giderek belirsizleşebilir ve bu da daha fazla entegrasyona ve daha gelişmiş yeteneklere yol açabilir. Bu entegrasyon, çeşitli sektörlerde önemli ilerlemelere öncülük ederek yaşam ve çalışma biçimimizi dönüştürecektir.
Yapay zekâ alanındaki en heyecan verici beklentilerden biri, insan düzeyinde anlayış ve muhakeme yeteneğine sahip varsayımsal bir yapay zekâyı (YGZ) ifade eden yapay genel zekânın (YGZ) geliştirilmesidir. YGZ, herhangi bir zihinsel görevi yerine getirebilecek ve ayrıca açık bir programlamaya ihtiyaç duymadan yeni durumlara uyum sağlayabilecektir. İnsan beyninin sinir yapısını taklit eden yapay sinir ağları ve nöromorfik bilişimin geliştirilmesi, örüntü tanıma ve karar verme alanlarında çığır açıcı gelişmeler vaat ederek, robotikte YGZ algoritmasının ve insan zekâsının yeteneklerini daha da artıracaktır.
Yapay zekânın kuantum hesaplamayla birleştirilmesi, karmaşık sorunların çözümünde daha verimli çözümlere yol açabilir ve sorunların çözümüne yardımcı olabilir. Kuantum hesaplama, büyük veri kümelerinin daha hızlı ve daha doğru işlenmesini sağlayarak yapay zekâda devrim yaratma potansiyeline sahiptir ve bu da daha gelişmiş yapay zekâ algoritmaları ve uygulamalarının ortaya çıkmasına neden olur. Intel gibi şirketler, gelecekteki gelişmeleri yönlendirecek güçlü yapay zekâ ve robotik teknolojileri sunarak bu gelişmelerin ön saflarında yer almaktadır.
Robotik ve yapay zekânın geleceği, inovasyon ve büyüme açısından muazzam bir potansiyel barındırıyor. Bu teknolojiler gelişmeye devam ettikçe, yeni olasılıkların kapılarını açacak ve dünyanın en acil sorunlarından bazılarının çözümü için fırsatlar yaratacaktır. Önümüzdeki yolculuk umut vaat ediyor ve yapay zekâ ile robotiğin hayatımız üzerindeki etkisi, özellikle gelecekteki olaylarla bağlantılı olarak, artmaya devam edecek.
A.7. Zorluklar ve Etik Hususlar
Yapay zekanın robotik bilimine entegrasyonu, beraberinde çeşitli zorluklar ve etik kaygılar getiriyor. En büyük endişelerden biri, otomasyon ve yapay zekâ destekli robotların geleneksel olarak insan işçiler tarafından yapılan görevleri yerine getirmesi nedeniyle iş kaybıdır. Bu durum, çalışanların değişen iş ortamına uyum sağlayabilmelerini sağlamak için etik iş gücü geçiş stratejilerine olan ihtiyacı vurgulamaktadır.
Gizlilik ve veri güvenliği de kritik etik kaygılardır. Yapay zekâ ve robotik, büyük miktarda hassas bilgi ürettiğinden, veri gizliliğini korumak için güçlü koruma önlemlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Yapay zekâ algoritmalarının önyargısız olmasını sağlamak da bir diğer etik sorundur. Yapay zekâ karar alma süreçlerinde adaleti teşvik etmek ve algoritmik önyargıyı önlemek için çeşitli veri kümelerinin kullanılması esastır.
Gerçek zamanlı işlem yetenekleri, otonom robotların dinamik ortamlarda güvenli ve etkili bir şekilde çalışabilmesi için hayati önem taşır. Bu gereklilik, güvenlikten ödün vermeden daha karmaşık görev ve ortamları yönetebilen güvenilir ve verimli yapay zekâ sistemleri geliştirmenin önemini vurgular.
Yapay zekâ destekli robotların sorumlu bir şekilde geliştirilmesi ve konuşlandırılması için bu zorlukların ve etik hususların ele alınması hayati önem taşımaktadır. Etik ilkelere ve güçlü koruma önlemlerine odaklanmak, yapay zekâ ve robotiğin faydalarının gerçekleştirilmesini sağlarken olası riskleri ve olumsuz etkileri en aza indirir.
A.8. Önemli Çıkarımlar
Yapay zekânın ve robotik teknolojilerin yaygınlaşması, 2030 yılına kadar iş gücü piyasasında önemli değişikliklere yol açacaktır. WEF Dünya Ekonomik Forumu tarafından 2020 yılında yayınlanan Geleceğin Meslekleri Raporu‘na göre, otomasyon ve YZ, önümüzdeki 5 yıl içinde 85 milyon işin yerini alabilirken, aynı zamanda 97 milyon yeni iş alanı yaratacaktır. Bu tahmin, teknolojinin sadece işleri yok etmediğini, aynı zamanda yeni iş rollerini de tetiklediğini göstermektedir [4].
McKinsey Global Enstitüsü‘nün 2017 yılında yayınladığı bir araştırmaya göre ise 2030 yılına kadar küresel olarak 400 ila 800 milyon arasında çalışanın işlerini otomasyona kaptırabileceği ve bu kişilerin yeni beceriler edinerek farklı mesleklere yönelmek zorunda kalacağı tahmin edilmektedir. Özellikle veri girişi, muhasebe, sekreterlik, montaj hattı işçiliği gibi tekrarlayan ve rutin görevler otomasyonun en çok etkileyeceği alanlardır [5].
Ancak, bu teknolojik dönüşüm aynı zamanda yeni ve yüksek vasıflı iş fırsatları da yaratacaktır. Yapay zekâ sistemlerinin geliştirilmesi, bakımı ve etik düzenlemeleriyle ilgili rollerin önemi artacaktır. Bu bağlamda, veri bilimcisi, yapay zekâ mühendisi, robotik uzmanı, makine öğrenimi uzmanı gibi teknoloji odaklı meslekler ön plana çıkacaktır. Bununla birlikte, insan becerilerinin önemi de katlanarak artacaktır. Otomasyonun zorlandığı alanlar olan eleştirel düşünme, yaratıcılık, duygusal zekâ, liderlik ve karmaşık problem çözme gibi beceriler, insan emeğini vazgeçilmez kılacaktır [6].
Sektörel bazda bakıldığında, üretim ve lojistik gibi fiziksel emeğin yoğun olduğu sektörlerde otomasyon hızla yayılacaktır. PwC Pricewaterhouse Coopers firmasının 2018 yılında yaptığı bir analiz, 2030’da otomasyonun Birleşik Krallık’taki işlerin yüzde 30’unu etkileyeceğini ve bunun en çok ulaşım, üretim, toptan ve perakende ticaret sektörlerinde görüleceğini belirtmektedir. Diğer yandan, sağlık ve eğitim gibi insan etkileşiminin kritik olduğu sektörlerde, YZ destekli araçlar yaygınlaşsa da insan çalışanlar tamamen ortadan kalkmayacak, rolleri değişecektir. Örneğin, bir doktorun teşhis koyma sürecine YZ destekli bir sistem yardımcı olacak, ancak hasta ile empati kurma ve tedaviye yönlendirme rolü insanda kalacaktır [6].
B.1. Geleceğe Uyum ve Stratejiler
Bu büyük dönüşümün getireceği olumsuz etkileri en aza indirmek ve fırsatları en üst düzeye çıkarmak için bireylerin, şirketlerin ve devletlerin birlikte hareket etmesi gerekmektedir. Bireyler için yaşam boyu öğrenme bir zorunluluk haline gelmiştir. Geleneksel mesleklerin yerini alan yeni roller için sürekli olarak becerilerini güncellemeleri ve yeniden öğrenme süreçlerine katılmaları gerekmektedir. Coursera ve Udacity gibi çevrimiçi platformlar bu konuda önemli bir rol oynamaktadır.
Şirketler, çalışanlarını bu değişime hazırlamak için yeniden beceri kazanma (reskilling) ve beceri geliştirme (upskilling) programlarına yatırım yapmalıdır. Bu programlar, çalışanların mevcut rollerinde YZ ve robotik araçları kullanabilmesini sağlamanın yanı sıra, daha yüksek katma değerli işlere geçişlerini kolaylaştıracaktır. Gartner‘ın araştırmaları, bu tür proaktif yatırımların, teknolojik dönüşümün getirdiği riskleri yönetmede kritik bir rol oynadığını vurgulamaktadır [7].
Devletlerin ise teknolojik geçişi adil ve kapsayıcı bir şekilde yönetme sorumluluğu vardır. Bu, yeni meslekler için müfredatların güncellenmesi, işsiz kalan çalışanlar için sosyal güvenlik ağlarının güçlendirilmesi ve teknoloji odaklı girişimlerin desteklenmesi gibi politikaları içermektedir. ABD merkezli düşünce kuruluşu Brookings Institution‘ın raporları, iş gücü piyasasının bu dinamik yapısına uyum sağlamak için esnek eğitim sistemlerinin ve sektör-üniversite iş birliklerinin hayati önem taşıdığını belirtmektedir [8].
B.2. 2030 Yılı İstihdam Öngörüleri
Dünyada özellikle meslek seçimi aşamasında olan hem teknik lise hem de üniversite öğrencileri, doğal olarak eğitimini alacakları mesleğin 5, 10, 20 hatta 50 yıl sonrasındaki istihdam imkanını merak etmektedir. Hem ülkemizde hem de dünya üzerinde eğitim ve istihdam ilişkisini yakından takip eden eğitim kurumları ve firmalar bu konuda pek çok araştırma yapmakta veya yaptırmaktadır.
Tüm bu öngörülerin kaynaklarını;
şeklinde sıralayabiliriz.
Her mesleğin avantajları yanında dezavantajları da bulunmaktadır. Meslek seçimi aşamasındaki gençlerin avantajlar ve dezavantajları ne kadar dikkate aldığı da ayrı bir inceleme konusudur.
Diğer yandan her ülkenin farklı seviyelerdeki istihdam gereksinimleri birbirinden farklılık gösterecektir. Üretimde ve günlük yaşamda yüksek teknolojiyi en iyi kullanan ülkeler olarak Japonya, Çin, Tayvan, İsviçre, Almanya, ABD, Kanada, İngiltere gibi ülkelerde orta seviye (teknik veya meslek lisesi mezunu) eleman ihtiyacı gittikçe artmaktadır. Refah toplumu olma yolunda önemli yol kat eden bu ülkelerin ülkelerine çalışmak için gelecek kişilerde aradıkları niteliklerin üst seviyeden (lisans ve yüksek lisans mezunu) daha çok orta seviye olduğu görülmektedir. Almanya, İngiltere, Kanada gibi ülkeler buna en güzel örneklerdir.
Gelecekte yalnızca teknik becerilere sahip olmak yeterli olmayacak. Yaratıcı problem çözme, liderlik, iletişim becerileri ve duygusal zekâ gibi “soft skills” olarak adlandırılan beceriler, iş dünyasında öne çıkmanızı sağlayacak. Global ekiplerle çalışabilme, kültürel farkındalık ve çoklu görev yönetimi de bu beceriler arasında yer alıyor [9].
Çalışanlar gelecekte başarılı olmak için 3 kurala sürekli dikkate etmek zorunda kalacaklardır:
B.3. 2030 YILINDA RAĞBET GÖRECEĞİ ÖNGÖRÜLEN MESLEKLER
2030 yılı için yapılan pek çok araştırma için aşağıdaki mesleklerin işverenler tarafından aranacağı öngörülmektedir [9…17]:
B.4. 2030 YILINDA GÖZDEN DÜŞECEĞİ ÖNGÖRÜLEN MESLEKLER
2030 yılı için yapılan pek çok araştırma için aşağıdaki mesleklerin gözden düşeceği öngörülmektedir [9…17]:
Yukarıdaki liste, farklı öngörülere göre artırılabilir.
SONUÇ
Yapay zekanın robotik üzerindeki etkisi, iş gücü piyasasını dönüştüren bir anahtar güçtür. 2030 yılına gelindiğinde, birçok geleneksel meslek otomasyonun etkisiyle ya kaybolacak ya da radikal bir şekilde değişecektir. Ancak, bu dönüşüm aynı zamanda insan yaratıcılığını ve insana özgü becerileri merkeze alan yeni iş alanları yaratacaktır. Teknolojiyi bir tehdit olarak görmek yerine, onu bir gelişim ve refah aracı olarak kabul etmek, geleceğin iş dünyasına uyum sağlamanın en temel adımıdır. Bu sürece bireyler, şirketler ve devletler el ele vererek hazırlanmalı ve geleceğin iş gücünü şekillendirmek için proaktif stratejiler geliştirmelidir.
KAYNAKLAR
İletişim: koc@hedefkoc.com